AKIL

Akıl, insan için hayati önem taşıyan ve bir anlamda insanı insan yapan en önemli özelliklerden biridir.
Derin düşünebilmek, incelikleri kavrayabilmek, hikmetli konuşabilmek, doğruyu yanlışı birbirinden ayırt edebilmek ancak akıl sayesinde mümkün olabilir.
Kuşkusuz bu özelliklerin önemini bugün dünya üzerinde bilmeyen yoktur. Ancak insanların birçoğunun bilmedikleri ya da gözden kaçırdıkları çok önemli bir gerçek vardır: Zannedildiği gibi her insan akıllı değildir. Her insan doğuştan belirli bir zekâya sahiptir, fakat akıl belirli şartlara bağlı olarak oluşan özel bir yetenektir. Bu iki kavram toplumda genellikle aynı anlamda algılanır. Oysa Kuran’da bu konunun özü şöyle açıklanır: onların çoğu akıl erdirmez. (Maide Suresi,103) Ayette de dikkat çekildiği gibi insanların çoğu aklını kullanmamaktadır.
Peki, öyleyse “akıl” nedir?
Aklın kaynağına nasıl ulaşılır?
Kimler gerçekten akıl sahibidir?
İşte bu soruların doğru cevabı da bize sadece Kuran’da verilir.
Kuran’a baktığımızda şu bilgiyi ediniriz; akıl ancak HAK iman ile oluşabilmektedir.
Vicdanının sesini dinleyerek Allah’a yönelen her insan hiçbir fiziksel çaba harcamadan bu büyük nimete sahip olabilir. Yapılması gereken, Allah’a samimiyetle iman etmek, O’nun istediği gibi bir yaşam sürmektir.
Samimi iman, insana berrak bir akıl kazandırır. Hayatın her anını etkisi altına alan bu berrak akıl da insanı doğru yola iletir. İman eden, samimi ve vicdanlı bir insan Kuran’daki temel imani konuları, hükümleri gayet rahat anlar ve uygular.
Ne var ki iman etmeyen, samimiyetsiz, ön yargılı bir insan her türlü teknik bilgiye ve mükemmel bir Arapça bilgisine sahip olsa, bir bilim dalında otorite kabul edilse yine de Kuran’ı gerektiği gibi ve doğru anlayamaz, çünkü böyle bir kimse en başta nefsinin hevasına uymaktadır.
Bu yüzden de akletme yeteneğinden yoksundur. Akledemediği için de Kuran ayetlerini yanlış anlar, ayetler hakkında çarpık ve akılsızca yorumlar yapar.
“Aklı oluşturan şartlar nelerdir?”,
“Akıl artar ya da azalır mı?”,
“Aklı örten etkenler olabilir mi?”,
“Gerçek vicdan nedir?”,
“Vicdanın sesi nasıl tanınır?”
“Akılsız insanlar Kuran’ı nasıl yorumlar?”
gibi belki de pek çok insanın gerçek cevaplarını ilk kez öğreneceği sorulara yanıt verilmelidir.
Tüm insanlara aklın ve vicdanın ne kadar değerli birer nimet olduğu anlatılmalıdır.“… dileyen Rabbine bir yol bulabilir” (Müzzemmil Suresi, 19) ayetiyle de belirtildiği gibi Allah’a yakınlaşma yolu arayanlara Allah’ın büyüklüğünü kavrama, vicdanını kullanarak Kuran ahlakını yaşama ve aklın nimetlerinden faydalanma konusunda bir yol açmak gerekmektedir.
VİCDAN
Vicdan, her insanı güzel olan tavra ve düşünceye yönelten, insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir.
Vicdanın önemli bir özelliği tüm insanlarda ortak olmasıdır. Yani bir insanın vicdanına göre doğru olan, aynı koşullar söz konusu olduğu sürece diğer insanların vicdanları için de doğrudur.
Vicdanlar hiçbir zaman çatışmaz. Bunun nedeni ise vicdanın kaynağıdır; vicdan Allah’ın ilhamıdır.
Allah, her insana vicdanı aracılığı ile Kendisinin hoşnut olacağı en doğru ve en güzel tavırları bildirmektedir.
Vicdanın Allah’ın ilhamı olduğu Kuran’da Şems Suresi’nde şöyle bildirilmektedir: “Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’.Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.”(Şems Suresi, 7-10)
Yukarıdaki ayetlerde Allah nefse fücuru ve aynı zamanda ondan sakınmayı ilham ettiğini bildirmektedir. İşte insanı kötülüklerden sakındıran ve doğruyu bulduran, vicdanıdır.
Vicdanın en önemli özelliklerinden biri ise insanın kendi kendine doğruyu bulmasına yardımcı olmasıdır.
Vicdan, kimse göstermese de insana doğruyu gösterecektir ancak önemli olan insanın vicdanına başvurması, onun ne dediğini dinlemesi ve eksiksizce söylediklerini uygulamasıdır. Bu nedenle vicdan dinin temel unsurudur diyebiliriz.
Her şey den önce şunu unutmamak gerekir: Her insan şuur sahibi olduğu andan itibaren Allah’ın kendisine ilham ettiği vicdanının söylediklerinden sorumludur.
Etrafındaki olayları idrak etmeye başlayan, muhakeme yeteneği kazanan her insan artık vicdanını duyacak, HEVA’sı ile VİCDAN’ı arasındaki farkı ayırt edebilecek yeteneğe ve vicdanına uyabilecek İRADE’YE sahip olmuş demektir.
Artık bundan sonra karşılaştığı olaylar esnasında seçtiği yoldan hesap günü sorgulanacaktır; vicdanına uyuyorsa ayetlerde haber verildiği üzere, Allah’ın sonsuz cennetine layık görülecek hevasına uyuyorsa “kapıları kilitlenmiş”sonsuz bir karanlık ile karşılaşacaktır.
Allah’ın Varlığının Delilleri Vicdanla Görülebilir Vicdanına uyan bir insanın ilk olarak yapacağı şey, çevresinde gördüklerini sorgulamak ve araştırmak olacaktır.
Ve idrak yeteneği gelişmiş insan görecektir ki kusursuz bir evrende, her şeyiyle eksiksiz olarak yaratılmış bir dünyada yaşamaktadır.
Herkes, doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu ortamı ve koşulları bir düşünsün. Tüm detaylarıyla ince ince düşünülüp tasarlanmış bir dünyada yaşıyoruz.
Sadece kendi bedenimizdeki sistemler bile insanı şaşkınlığa düşürecek kadar kusursuz.
Şu anda herkesin kalbi hiç teklemeden atıyor, derisi kendisini sürekli yeniliyor, akciğerleri kanı temizliyor, böbrekleri kanı süzüyor, hücrelerinde saniyede milyonlarca protein yaşamının devam edebilmesi için sentezleniyor. Ve kişi, içinde gerçekleşen bunlar gibi daha binlerce faaliyetten habersiz yaşıyor ve belki de bunların bazılarının nasıl gerçekleştiğini dahi bilmiyor.
Bu kadarla da kalmıyor, içinde yaşadığımız gezegenin milyonlarca kilometre uzağında gerekli ısı, ışık ve enerjiyi sağlayan Güneş var. Ama Güneş ile Dünya arasındaki mesafe o kadar iyi ayarlanmış ki, bu enerji kaynağı gezegenimizi ne kavurup yok ediyor, ne de soğuktan donduruyor.
Sonra gökyüzüne bakıyoruz. Dünyayı çepeçevre saran hava kütlesinin estetik görünmesinin yanı sıra insanları ve tüm canlılığı dış tehlikelerden koruduğunu öğreniyoruz. Eğer gezegenimizi saran bu atmosfer olmasa, dünya üzerinde tek bir canlı dahi var olamayacaktı.
Bunların her birini tek tek düşünen insan elbette ki kendisinin ve içinde yaşadığı evrenin nasıl meydana geldiğini ve varlığını nasıl devam ettirdiğini sorgulayacaktır.
Bu aşamada vicdanınıza başvurarak karar vermelisiniz.
Sayısız detay içeren, muhteşem sistemlerin tesadüflerle oluşması ve yine kendi kendine bu kadar kusursuzluk içinde işlemesi mümkün müdür?
Vicdanını kullanan her insan bu soruya cevap verebilir ve evrendeki her şeyin bir Yaratıcısı olduğunu ve bu Yaratıcının çok üstün bir akla, çok üstün bir güce sahip olduğunu ve her şeye güç yetirdiğini kavrayabilir.
Allah’ın varlığının delilleri her yerde açıkça görülmektedir.
Evrende ve canlılarda var olan bilinçli tasarımlar ancak yüksek bir bilincin ürünü olarak ortaya çıkabilir.
Bu, son derece açık, yalın ve tartışmasız bir gerçektir.
Sadece yaratılmışlar arasındaki kusursuz uyumu görmek bile vicdanın, bunların birbirlerinden bağımsız olarak tesadüflerle oluşamayacaklarını, hepsinin tek Yaratıcı olan Allah’ın eseri olduğunu görmesi için yeterli olacaktır.
Ancak, vicdanını kullanmayan biri aynı anlayışa sahip olamaz.
Çünkü bu kavrayış akılla kazanılır ve akıl da ancak vicdana uyulduğunda ortaya çıkan manevi bir özelliktir.
Vicdana uygun olarak yapılan her tavır aklın oluşmasını ve gelişmesini sağlar.
Fakat burada “aklın tanımı” dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır.
Akıl, -daha önce de belirttiğimiz gibi günlük yaşamda kullanıldığı anlamından yani zekâdan farklı bir kavramdır.
Bir insan ne kadar zeki olursa olsun, bilgisi, kültürü ne kadar fazla olursa olsun, vicdanını kullanmıyorsa AKIL/SIZ(kirli akıl) olacaktır ve birçok gerçeği göremeyecek, gördüklerini de kavrayamayacaktır.