2

Algılayan ve Algılanan Bilinç

İnsan nefs(kendi)inin yapısını tanıdığı zaman hayatının büyük bir kısmını aslında kendi düşünce dünyası içinde geçirdiğini fark eder.
Bu düşünce dünyası karışık(vicdan+heva)sa insanı belirli sınırların içine hapseder. Bu hapishane kişinin kendini bilmemesinden dolayı oluşan bir hapishanedir.
Kişi kendi yapısını tanıdığında yaşanmışlıklarının oluşturduğu yanlı(ş) bir şekilde koşullanmış, şartlanmış, kayıtlanmış olan ve hevaya bağlı zihnin ürünü olan kişiselleştirilmiş ve parçalanmış bir benlik duygusunu fark eder ve bu durumu aşar.
Kendini bilmek demek bu karışık kişiliğin farkında olmak demektir.
Kendini bilmek özü ve özdeşleşilenlerin farkında olmak demektir.
Şartlanmayan ve özdeşleşmeyen bilinç yoktur. Yanlı(ş) ya da doğru şartlanma ve özdeşleşme vardır.
Bilincin doğru şartlarla şartlanmasına ve özdeşleşmesine BİLİNÇ-Lİ denir
Bilincin yanlı(ş) şartlarla şartlanmasına ve özdeşleşmesine BİLİNÇ-SİZ denir.
Bilinç ya bilinç-li(vicdan) ya da bilinç-siz(heva)dir.
Bilinç bilinçli ya da bilinçsiz değil ise tezahür etmemiştir.
Tezahür etmemiş bilinç tezahür etmek için bir araca ihtiyaç duyar.
Kişinin kendisinin tezahür etmemiş halini deneyimlemesi çok önemli bir durumdur.
Çünkü tezahür etmemiş halini deneyimleyen kişi tezahür etmek için hangi araçları kullanacağını da görme imkânı bulmuş olur.
Tezahür etmemiş bilinç, zihin aracılığı ile ona gelen düşünceleri iletileri görebilir.
Kendi zihinsel duygusal ve tepkisel kayıtlarının oluşuna tanık olabilir. Ve bilinç sağlık-lı tercih yapabilir. Yoksa tercihi sağlık-sız olacaktır.
Kişi tezahür etmemiş halini deneyimlememiş ise düşünce akışı kişiyi sürükleyip götürebilecek bir güce sahiptir.
Tezahür etmemiş bilincin tezahür etmek için bir aracı (vicdan-heva) seçmesi gerektiğini bilmesi KENDİNİ BİLMESİ demektir.
Kendini bilmesi için ise evrensel sistem ve düzeni (rabbilalemin sistemini ) yani İSLAMI(evrensel teslimiyet) MÜŞAHEDE etmesi ve doğru bir şekilde OKUMASI gerekmektedir.
Bilincin doğru tezahür etmiş hali FITRAT(var-oluş yaratılış ) ile UYUM-LUDUR.
Bilincin yanlı(ş) tezahür etmiş hali FITRAT(var-oluş yaratılış ) ile UYUM-SUZDUR
Bilincin tezahür etmek görünmek için kullandığı iki seçeneği vardır.
Bu seçeneklerden Biri VİCDAN diğeri ise HEVA dır.
İnsanın dışındaki yani TERCİH’İN dışındaki, BİRİMSEL TERCİHİN müdahil olmadığı alandaki bilincin tezahürü yani evrensel bilincin tezahürü VİCDAN ile olmuştur.
İnsana gelince insanı diğer varlıklardan farklı kılan özellikleri vardır. Bunlardan en belirgini tercih edebilme özelliğidir.
Bir varlıkta TERCİH EDEBİLME ÖZELLİĞİNİN açığa çıkabilmesi için en temelde iki seçeneğinin olması gereklidir.
İşte insan yapısının tanınmasındaki en önemli nokta tam da burasıdır.
İnsan tezahürü ya VİCDANİ dir ya da HEVAİ dir. Bu düalite ikili sistem yalnızca insana has bir özellik ve imtiyazdır. İnsan yaratıcısının ona verdiği bu imtiyazı ya DOĞRU kullanır ya da YANLI(Ş) kullanır.
Doğru(bilinç-li) kullanırsa evrensel sistem ve düzenle, zihin ruh beden sistem ve düzeniyle ve çevresiyle uyumlu düzenli ve GÜZEL bir iletişim ve ilişki kurar ve hayatını CENNETE çevirir.
YANLIŞ(bilinç-siz) kullanırsa evrensel sistem ve düzenle, zihin ruh beden sistem ve düzeniyle ve çevresiyle uyum-suz düzen-siz ve ÇİRKİN bir iletişim ve ilişki kurar ve hayatını CEHENNEME çevirir.
İNSAN BİLİNÇTİR aynı zamanda EVREN DE BİLİNÇTİR
İNSAN(Bilinç)Algılayan
EVREN (Bilinç)Algılanan dır.
Algılanan bilinç tezahür etmiştir. Algılayan bilinç ise algıladıktan sonra tezahür edecektir.
Algılayan bilinç yani insan doğru okur ve doğru algılarsa doğru tezahür edecek,
Algılayan bilinç yani insan yanlı(ş) okur ve yanlı(ş) algılarsa yanlı(ş) tezahür edecektir.
Algılayan ile algılananın birleşmesi ve aradaki ayrılığın kalkması için algılayanın tezahür etmek için aracı olarak vicdanı tercih etmesi gerekmektedir. Ayrılık VİCDANİ TERCİH ile son bulur.
Algılayan(insan)ın Bilgeliğe ve birliğe ulaşabilmesi için tezahür etmemiş halini deneyimlemesi ve karışık tezahürden yani yanlış özdeşleşmeden özgürleşmesi gerekir.
Ayrılığı ortadan kaldıran ŞİFAYA TEVHİD denir.
BİRLİK(TEVHİD) ve AYRILIK(ŞİRK) insanın en temel meselesidir.
Bu konu doğru bir şekilde anlaşılmadığı sürece insanların ayrılığı ve matemi sona ermeyecektir.
Hiçbir şey insanlığa bu ayrılık kadar mutsuzluk ve azap vermemiştir.
Bu ayrılığın temelinde ise beşerin kendi hevalarını gönüllü bir şekilde tercih etmeleri vardır.
Beşer gönüllü bir şekilde hevasını tercih etmeye devam ettiği sürece acı ve ayrılık sona ermeyecektir. Hevanın tercih edilmesi yeryüzündeki ayrılığın ve tüm karışıklığın ana sebebidir. Hevanın tercih edilmesi bütün problemlerin ıstırapların ve acıların kaynağıdır.
Heva ile özdeşleşmiş Bilinç, bilinç-sizlik hali ile hayatına devam eder.
UYANIŞ bu BİLİNÇ-SİZLİK halini fark edip HEVANIN esaretinden UYANMAKTIR.
BİLİNÇ boyutu engin bir âlemdir. Ayrılığın bilinç-sizliğin bittiği ve TEKLİĞİN BİRLİĞİN yaşandığı engin bir âlemdir.
Yeter-sizlik duygusu yoksunluk duygusu bilinç-sizlik durumunun yani heva’ın oyunlarından ve ilizyonlarındandır.
Hiçbir olay, nesne, kişi, gıda… Size bilinç âleminin, vicdanın verdiği tokluğu ve mutmainliği veremez. İnsan(Gönül) VİCDAN ile doyar.
Vicdan(bilgelik, farkındalık)dan yoksun ve vicdan(bilgelik, farkındalık)a dayanmayan tezahür parçalanmaya ve ayrılığa hizmet eder. Ve maalesef beşerin büyük bir kısmı bu durumdadır.
İnsanlar bu durumu bu hali fark etmezlerse ilerleme adına atılan her türlü adım bir ilerleme değil bir parçalanma ve ayrılık oluşturacaktır. Ve heva(ayrılık)ya hizmet edecektir. Bu hangi alanda olursa olsun böyledir.Fizik, teknoloji, felsefe…
Çünkü oluşumlar oluşturulurken vicdan(farkındalık, bilgelik) temeline dayanmamakta ve referans olarak evrensel insani değerler alınmamaktadır.
Beşerin İnsan olma yolculuğundaki en önemli farkındalığı heva(ayrılık)ın farkına varmasıdır.
Beşerin tekâmülündeki ve ilerlemesindeki en önemli aşama hevayı fark etmesi ve hevanın esaretinden kurtulmasıdır.
Doğru oluşumların doğru ve bereketli hareket(itaat)in doğru işlerin ortaya çıkması için beşer kendinin hakikati hakkında bilinçlendirilmelidir.
Zerreden küreye bütün varlığın teslimiyetine insanda uyumlanır ve toplumsal yapılarını bunun üzerine kurarsa barış ve huzura daha rahat bir şekilde ulaşılacaktır.

 

      Esaretimizin kökleri bilinçsizliğimizin içindedir.