nasa-space-pictures-hd-hd-widescreen-11

HAD/DİNİ BİL

Evet, başlangıcı ve sonu olmayan ezel ve ebed kavramlarını kayıtlı ve muhdes (sonradan meydana gelmiş / ihdas edilmiş) olan insan aklının ihata ile idrak etmesi mümkün değildir. Bu sadece ezel ve ebed için değil, Allah’ın bütün sıfatları ve şuunatı için de geçerlidir.
Bir şeyin varlığını bilmek ayrı, mahiyetini bilmek ayrıdır. Allah’ın ezeli ve ebedi olmasına kainatta sayısız delil ve burhanlar mevcuttur. Bu noktada ne kadar delil okursak o kadar iman ve marifetimiz inkişaf eder. Lakin ezel ve ebediyetin keyfiyet ve mahiyeti hususunda pek diyecek bir şeyimiz yoktur. Zira bizdeki akıl terazisi o azim hakikatin ağır yükünü taşıyamaz. Bu yüzden,
“İdrak-i meali akla gerekmez; zira bu terazi bu sikleti çekmez.” denilmiştir.
Allah’ın isim ve sıfatlarının varlığına dair sayısız delil ve burhanlar zikredilmiştir. Lakin o isim ve sıfatların keyfiyet ve mahiyeti konusunda bütün kitaplarda olduğu gibi herhangi bir tarif ve kayıt yapılmamıştır. Zaten böyle bir şey de mümkün görünmüyor.
Meseleye ışık tutacak farklı bir mülahaza.
Allah’ın Zatı ve sıfatları hakkında düşünme ve tefekkür etmenin iki yüzü var.
Birinci yüzü, uygun olmayan yüzüdür. İnsanın sahip olduğu cihazlar mahdut ve sınırlı olmasından, sınırı ve hududu olmayan Allah’ın Zat-ı Akdesini ihata edip idrak etmesi aklen imkansızdır. Yani sınırlı olan bir şeyin sınırsız olan bir şeyi kuşatarak idrak etmesi ve anlaması imkansız bir şeydir. İnsan daha mahlukat içinde bir çok şeyi kavramakta güçlük çekerken, nasıl olur da mahlukatın Rabbini kuşatarak ve ihata ederek bilebilsin.
İnsanın aklı ve duyguları mümkinat dairesinde olduğu için,  mümkinatın kayıtları ve sınırlarından kurtulup, mümkinattan münezzeh ve mukaddes olan Allah’ın Zatı Akdesi ve sıfatları hakkında fikir yürütmesi imkansızdır. Bu yüzden insan aklına Allah’ın zatı hakkında ne gelirse gelsin, mahlukat ve mümkinat cinsindendir. Zira insan aklı mümkinat içinde bir nokta olduğu için, mümkinattan sıyrılıp Allah’ın zatına ulaşması mümkün değildir. Farzı muhal olarak mümkün olsa, tamamı ile ihata etmesi imkansızdır. Ayet ve hadislerde yasaklanan tefekkür ve düşünce bu yüzüdür.
İkinci yüzü uygun olan yüzüdür. Bu yüz Allah’ın zatının neye benzediği ve mahiyeti ile ilgili değil, varlık ve birliğine işaret eden delil ve burhanlar üzerinedir. Yani Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret eden, onların kemal ve cemaline delalet eden yüzüdür. Bu yüzde ne kadar derine inilirse, marifet nuru o derece parlak olur. Ayet ve hadislerde emredilen tefekkür ve düşünce bu yüzedir. Allah’ın zatını düşünmek ile Zatından gelen ve çok perdelerden geçip tecelli eden isim ve sıfatları düşünmek çok farklı şeylerdir. Hatta insan, değil Allah’ın  Zatını, ondan gelen bir sıfat-ı ezeliyeyi tamamı ile ihata edemez.
Bu husus ayette şu şekilde ifade ediliyor:
“Gözler O’na erişemez. Onun ilmi ise bütün gözleri ihata eder.”(Enam, 6/103)
Hazreti Peygamber (asv), “Ben onu hakkı ile idrak edemedim.” diye cevap veriyor.
Hazreti Ebu Bekir (ra) “Allah’ın zatı ve sıfatlarını gerçek idrak etmek, idrak edemeyeceğimizi idrak etmektir.” demiştir.
Özet olarak, Allah’ın zatı hakkında düşünmek haramken, onun zatına ve sıfatlarına işaret eden delil ve bürhanlar üzerine düşünmek helaldir.