gunes_dogarken_26614745

Evrenin Dini İslamdır

Mustafa BİRGİN: Merhaba değerli dinleyenler, yine uzun bir yoldan sevgiler saygılar. Her zaman olduğu gibi, uzun yol programının kendisiyle özdeşleştiği isim “Sefer Yeşil” Beyle birlikteyiz. Yaklaşık bir sene evvel kendisi Ankara’ya gelmişti. Orada onunla bir söyleşi gerçekleştirmiştik, “Enlem ve Boylam” ın 40. ve 41. Bölümlerinde. Aradan bir seneden fazla zaman geçti. Mart 2012’deyiz. Sefer Beyi Konya’da ziyarete geldim. Böylelikle yine eski günleri hatırladık ve bir “Uzun yol” daha yapalım dedik. Sefer bey, öncelikle hoş geldiniz diyoruz. Bir önceki bölümde İman ve İslam hakikatlerini bir ağaç temsili ile özetlemişti. Ağacın kökleri ve dalları vardı, orda kalmıştık. Fakat çok hızlı geçmiştik, oysaki daha çok derinlere dalacaktık Sefer Bey’in tabiriyle. Yaptığımız söyleşinin ardından “Samimi söylüyorum, ben daha giriş yapamadım.” demişti. Bunun üzerine ben de ,”Bu da nesi Sefer Bey?” demiştim. Şimdi biraz daha o söyleşiye devam etmek niyetindeyiz. Bakalım ortaya neler çıkacak? Biraz doğaçlama, biraz yol haritası eşliğinde yolumuza devam edeceğiz. Uzun yola…  Sefer Bey, bir kez daha hoş geldiniz!

Sefer YEŞİL: Hoş bulduk!

Mustafa BİRGİN: İsterseniz daha önce yaptığımız bölümlerden hareket ederek özet geçin ya da ben size bırakayım. Buyurun.

Sefer YEŞİL: Mustafa Hocam sen de hoş geldin!

Mustafa BİRGİN: Teşekkür ederim.

Sefer YEŞİL: Bundan sonra birlikte olduğumuz süre zarfında hep iman ve İslam hakikatleri üzerinde duracağız. Bir gerçekten bahsetmiştik. Daha önceki buluşmamızda: “İnsanlar kavram kargaşası yaşıyorlar. Aslında kavramları bilmediklerinden değil, bir metotsuzluktan; nereden başlayacaklarını bilememekten dolayı kavram kargaşası yaşanıyor.” demiştik.  İnsanların, önceliklendirmelerini şaşırdığından bahsetmiştik. Yaşamda olmazsa olmaz, bilinmezse olmaz bazı bilgilerin olduğunu söyledik. Bu bilgiler es geçildiği zaman, kişinin bundan sonra gelecek olan bilgileri karıştıracağını, kişiyi tedavi etmekten ziyade kişiyi hastalandıracağından bahsetmiştik ve “Abdiyet” sırrına biraz girmiştik. Abdiyet sırrından kastimiz da şuydu: “İnsan ve bütün varlıklar… Zerreden küreye her şey “abd” demiştik, “itaat eden” demiştik.

İkinci kavram olarak da bu itaat edene karşılık, bir itaat edilenin olması gerektiğinden bahsetmiştik. Şöyle bir gerçek vardı: Abdiyet dediğimiz, yani evrendeki herşeyin abd olduğu gerçeğini bize Kur’an-ı Kerim sunmaktaydı. Ne gibi mesela? İslam gibi. İslam kelimesi, kelime anlamı itibariyle “teslimiyet” demekti. Teslimiyet ne demektir? İslam ne demektir? Biraz bunların üzerinde durmamız gerekiyor. Yani her varlık abd ise, zerreden küreye her varlık itaat eden ise, en temelinde bu varsa bu gerçek varsa ve itaatinin dışına çıkamıyorsa; bu sitemin adına ne diyordu Kur’an? Bu sistemin adına “İslam” diyordu. Yani Allah’ın Hz. Âdemden itibaren gönderdiği hak dinin adıdır İslam. İslam, temelinde iradenin teslimiyetine bakar. Zaten evrende iki tür varlık olduğundan bahsetmiştik. Birincisi “iradeli varlıklar”, ikincisi “iradesiz varlıklar”. İnsan ve cinler iradelidirler. “Bunların dışında, iradesiz olan varlıkların tamamı Allah’a gönüllü bir şekilde itaat eder” demiştik. Siz de demiştiniz ki: Peki, evrenin gönlü mü var ki gönüllü itaat etsin, gönüllü itaat ettiğini nerden biliyorsunuz?

Mustafa BİRGİN: Evet orada gönüllü gönülsüzlük meselesini ben kafamda tam oturtamamıştım.

Sefer YEŞİL: “Yani gönülsüzlük ve gönüllük meselesini biraz açar mısınız? “diye sormuştunuz. Evet, şimdi bugünkü konumuzda İslam kelimesinin ve yeryüzündeki hak din olan İslam’ın biraz ayrıntılarına girelim. Ondan sonra da içerisinde bulunduğumuz eğitim metodolojisi hakkında bilgiler verelim. İslam, Allah’ın Hz. Âdemden beridir gönderdiği “hak dinin” adına denir. Şimdi, “Niçin bunu hak din diye vurguluyorsunuz?” diyebilirsiniz. Çünkü Bakara Suresi 131. Ayette ne diyor? ‘’Rabbisi ona, “bütün varlığınla teslim ol” buyurduğu zaman o; alemlerin rabbine bütün varlığımla teslim oldum demiş ve gerçekten de teslim olmuştu.”

Mustafa BİRGİN: Hz. Adem için mi diyor?

Sefer YEŞİL: Hz. İbrahim (as) için söyleniyor.“Alemlerin Rabbine tam manası ile teslimiyeti Hz. İbrahim,  oğulları İsmail ve İshak ile birlikte Yakup’a da vasiyet buyurdu. Ve şöyle dedi: Oğullarım şüphesiz Allah farklı farklı yollar farklı farklı inanç ve yaşayış sistemleri içinde sizin için razı olduğu ve her türlü şirkten uzak olarak ona tam teslimiyet esasına dayanan İslam dinini seçti. Siz de başka hiçbir din aramadan ancak Müslümanlar olarak can vermeye bakın’’(Bakara: 132 ) İşte burada, Allah’ın yeryüzündeki zerreden küreye, atom altı parçacıklarından galaksi ve nebülözlere kadar bütün bu işleyen sistemin adına “İslam” deniliyor. Hz. Ademden bu yana, bütün Peygamberlerin bütün kitapların insanları çağırdığı dinin adına “İslam” deniliyor.

Mustafa BİRGİN: Bu noktada aklıma bir anektod geldi. Geçenlerde Engin Noyan’ın bir videosunu izliyordum. Orada Hz. İsa’yı ve Hz. Musa’yı anarken, “İslam’ın büyük peygamberi Hz. İsa, İslam’ın büyük peygamberi Hz. Musa” diyordu. Yani burada bütün ilahi dinlerin temelinde İslamiyet olduğuna da güzel bir vurgu var ve sizin söylediğinizle bir paralellik arz ediyor değil mi?

Sefer YEŞİL: Kesinlikle İnsan bazı şeyleri araştırmadığı zaman sanki başka dinler de varmış gibi zannediyor. Ama Hristiyanlık, Yahudilik,… Bunlar aslında İslam sisteminin içerisinde sonradan isim almış yapılardır. Hz. İsa, “Hristiyanlık” kelimesini kullanmamıştır. Hz.İsa’nın getirdiği dine sonradan  verilen addır Hristiyanlık. Hz. Musa, “Yahudilik” kelimesini kullanmamıştır. Hz Musa’nın getirdiği dine daha sonrada verilen addır Yahudilik. Ne Hz İsa ne de Hz Musa bu isimleri kullanmamıştır. Onların davet ettiği dinin adı da “İslam” diniydi. Peygamberimizin davet ettiği din de İslam diniydi ve bu dine tabii olanlara “Müslüman” deniliyordu. Kelime anlamı itibari ile İslam “teslimiyet”, müslüman da “teslim olan” demekti. Yani evrende şu anda kozmik planda, atom altı parçacıklar planında, her yerde hükmünü sürdüren din “İslam” dinidir. İslam dininin dışına çıkılamaz. Kainat planında, bütün varlıkların bağlı olduğu din İslam dinidir. Şu anda ağaç, kuş, inek, tavuk, ay, yıldız… teslim olandır. Yani programının  gereğini ortaya koyduğu için evrende her şey Müslümandır .

Mustafa BİRGİN: Aklıma geldi hocam. Hani en mükemmel din İslam dinidir ya. Kur’an-ı Kerimde onunla ilgili bir ayet-i kerime var galiba. “İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim” anlamında bir ayet hatırlıyorum. Şimdi düşünüyorum da acaba Yahudilik diye bilinen, Hristiyanlık diye bilinen din yine İslam’ın bir parçasıydı da zaman geçtikçe farklı isimler mi aldı? Yahudilik, Hristiyanlık ve en son Müslümanlık geldi. Yani onlar İslam’a doğru giderken bir geçiş mekanizmalarıdır denebilir mi? Sonuçta hepsi aynı yöne bakıyor ve en mükemmel din İslam olduğuna göre bunlar bir geçiş basamağıdır denilebilir mi? Farklı bir boyut mu olur?

Sefer YEŞİL: Mustafa hocam: Evrende en mükemmel din İslam’dır demekten ziyade İslam’ın dışında hak din yoktur demek daha doğru olur sanırım. Bütün peygamberlerin tebliği İslam’a olmakla birlikte, Peygamber efendimizle İslam dini kemale ermiştir ve din adına son nokta konulmuştur. Sizin hatırladığınız ayet ise ; ‘’İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı beğendim’’(Maide,5/3) ayetidir. Yani İslam Allah’ın bizim için seçtiği, teslimiyet esasına dayanan din olduğu için bütün peygamberler insanoğlunu İslam’a çağırmıştır. Yeryüzünde iki tane din vardır: “Hak” ve “Batıl”. Vahiyden beslenmeyen her inanç, her yol batıldır. O yüzden Allah indinde tek din İslam’dır. Burada söylemek istediğim şeyi biraz daha ayrıntılamak gerekiyor. Yeryüzünde iki türlü varlık var. Cüz’i irade sahibi olanlar; yani insanlar ve cinler. Cüz’i irade sahibi olmayan, iradesiz varlıklar. İradesiz olanlar, sevk-i ilahi ile varlıklarını, yönlerini, terbiyelerini ortaya koyarlar. Bu zaviyeden baktığımız zaman her varlık aslında kozmik planda, atom altı parçacıkları planında “ teslim olan”dır. Teslimiyetlerinin dışına çıkamazlar. Yani ne demiştik, bir tavuğu ele alalım. Bir tavuk, yaratılışından bu yana teslimiyetinin, programının dışına çıkamıyor. O yalnızca programını ortaya koyuyor. Bu tavuk bundan yüz yıl önce, bin yıl önce ne iş yapıyorsa hala aynı işi yapıyor. Bu yaptığı işin anlamını, mantığını bilmiyor ve kendisi bunun idrakinde değil; yani tavuğun dini İslam’dır.

İslam neydi? Teslimiyetti. İşte tavuğa bu zaviyeden bakıldığı zaman tavuk Müslümandır. Bir ineğe bakıyoruz, yaratıldığından bugüne kadar aynı işle meşgul. İlk inekten bu yana kadar bütün inekler aynı görevi yapıyorlar ve yaptıkları bu görev “programlarının gereğini ortaya koymak”. Onlar bu programın dışına çıkamadıkları için teslim olmuş durumdadırlar ve teslimiyetlerini bozacak bir donanıma da sahip değildirler. Gönüllü, gönülsüzlükten yola çıktık. Yeryüzünden insan ve cinleri çektiğimiz zaman, tüm varlıklar programının gereğini yapıyor. Gönüllü bir şekilde, tamamen teslimiyetlerini ortaya koydukları ve gönüllü itaat eden oldukları için onların Rabbi, Meliki ve İlahı Allah’tır. Programlarının dışına çıkamadıkları için İslam’a teslim olmuş durumdadırlar.

Mesela ben küçük yaşlarımda şöyle düşünüyordum: Dünyamız çok büyük ve dünyamızdan sonra herhalde büyük ve simsiyah bir uzay boşluğu var. Daha sonra yaşım ilerledikçe bir galaksinin içerisindeki bir gezegen olduğumuzu fark ettim. Samanyolu adı altında bir galaksi vardı ve bu Samanyolu Galaksisinin içerisinde dünya gözükmüyordu. Bilim, teknik ilerledikçe, kuantum alanında, atom altı parçacıklar alanında gelişmeler oldukça, mikroskop zaviyesinden inildikçe yada teleskobik keşifler şunu gösterdi ki: evren bütünü içerisinde şu anki teknik donanımlarla varılan noktada dört yüz milyar tane galaksi keşfedildi. Bilim, teknik sitelerinde ya da dergilerinde benim algıladığım ve okuduğuma göre; samanyolu galaksisi gibi dört yüz milyar tane daha galaksi keşfedildi. Peki, bunların arasındaki sinerjik itaat, sinerjik düzen, meridyenler; birbirine yaklaşmalar, bir biri etrafında dönmeler, kendi etrafında dönmeler ve bunun ile çıkan oluşumların programını kim koyuyor? Programını kim yapıyor? Bu kainattaki düzeni kim sağlıyor? İşte kainatın dini İslam’dır. Kainat teslim olandır. Biraz daha içeri geldiğimiz zaman dünyamıza bakıyoruz, benim şu an elimdeki bardağın içerisinde su var değil mi? Ama denizlerimizi düşünün, Dünyanın neresin de? Dışında. Dünya kendi etrafında bilmem kaç kilometre hızla dönüyor ama sular dökülmüyor. Bir dünya düşünün ve bu dünyanın üzerindeki yapıların akmadığını, boşalmadığı, düşmediğini düşünün. Aynı zamanda bu küre simsiyah bir uzay boşluğunda asılı kalsın. İşte dünyanın dış yapısı da bu anlamı itibari ile teslim olandır, teslimiyetini ortaya koyuyor. Daha içeri gelelim, nebatatı, hayvanatı veya mevcudatı düşünelim. Bizim dışımızdaki bütün varlıkların azot döngüsü ile, ozon döngüsü ile, karbon döngüsü ile, fotosentezle, kuşlarla, tavuklarla, ayla, güneşle ilişkisine bakalım. Hepsi teslim olmuş durumda. Her şeyin itaat eden ve teslim olan olduğunu görüyoruz, bu teslimiyete de “İslam” adı veriliyor.

Şu manada konuşabiliriz: Bütün mevcudat, Cenab-ı Allah’ın koyduğu kanunlar çerçevesinde varlığını devam ettiriyor. Bu nedenle onlar, Allah’a tam teslimiyet içerisinde bulundukları için ve varlıklarını Allah’ın kurallarıyla sürdürdükleri için Müslümandırlar. Şimdi burada ince noktalar var, her şey “teslim olan” ama cüz’i irade sahibi varlıklara; yani bize geldiğimizde olay farklılaşıyor. Biz en derinde zaten “tercih”iz. Seçme yeteneğiyiz biz.

Mustafa BİRGİN: “Kişi, tercih edebilme özelliğidir.” demiştiniz.

Sefer YEŞİL: Çok teşekkür ediyorum. Ben şu anda size baktığım zaman ilk olarak, kullandığınız bineği görürüm. Ben Mustafa Birgin’in hiçbir zaman kendisini göremem. Kendisini görebilmem bineğini bırakmasıyla mümkündür.

Mustafa BİRGİN: Binek derken bedeni mi kastediyorsunuz?

Sefer YEŞİL: Kesinlikle bedeninizi kast ediyorum. Bedenimize bakıyoruz, kendi programını ortaya koyuyor. Daha önce de yoğun bir şekilde bunun üzerinde durduk. Ne demek kendi programını ortaya koyuyor? Benim saçım üç haftaya, dört haftaya bir büyüyor. Ama kaşım otuz senedir uzamıyor. Kaşıma diyorum ki: “Sen daha hızlı büyü”. Saçıma da diyorum ki: “Sen biraz daha yavaşla.” ama beni dinlemiyorlar. Çünkü programlarının gereğini ortaya koyuyorlar. Burun, kulak ,göz aynı şekilde… Yani bedenimizdeki her uzuv, itaatini ortaya koyduğu için müslümandır zaten. Mesela iç organlarımıza girmiştik hatırlarsanız. Böbreğimize, ciğerimize bakmıştık ve ben sizden üç dakikalığına ciğerinizi durdurmanızı istemiştim. Siz durduramamıştınız. “Kalbinizi on dakika durdurabilir misiniz?” demiştim ama durduramamıştınız. “Yapay bir müdahale olmadan şu sesleri duyma bakalım.” demiştim ama olmadı.

Mustafa BİRGİN: Ya da birkaç dakika boyunca nefes alma demiştiniz, o da tabi ki elimizde olmayan bir şey. “Her şey kendi yaratılış sistemine uygun bir şekilde teslim olmuş vaziyettedir.” demiştiniz.

Sefer YEŞİL: Biz ne yaptık? Galaksilerden dünyamıza, dünyamızdan kendi bedenimize geldik ve bedenimizin de kendi programının gereğini ortaya koyduğunu fark ettik. Biraz iç organlarımıza girdik ve biraz daha ilerleyelim dedik. Nereye vardık? Ruhsal donanımlara… Ruhsal donanımlarımıza bakalım. Ruhsal donanımlarımız neydi? Zihnimiz, hafızamız, aklımız,  gibi donanımlardı ve ben size tekrardan şöyle bir soru sormuştum: Hafızanızı şu anki ortamı kayıt etmemesi için programlayabilir misiniz? Ya da ilkokuldaki yaşantınızı hafızanızdan silebilir misiniz? Silememiştiniz. Demek ki hafızanız da bir programdı. Evrendeki bütün varlıklar gibi onun da bir programı var ve müdahale edemiyoruz. Amerika’dan, İngiltere’den, Rusya’dan ve Türkiye’den birer vatandaşı alıp gelelim ve hepsine bakalım. Hepsinin donanımlarının aynı işlevi yaptığını görürüz. Ayrı ayrı ülkelerden aldığımız, ayrı ayrı şehirlerden aldığımız ve birbirlerini hayatta görme imkanı olmayan insanlara bakıyoruz. Hepsinin ortak noktaları var. Hepsinde hafıza, ciğer, kulak, saç, göz var ve bunların hepsi aynı işlevi yapıyor. Yani bedenimiz de Müslüman.

Şimdi ilginç bir şey ortaya çıkıyor. Bedenimiz Müslüman demek ne demek? İster inansın ister inanmasın her insanın bedeni Müslümandır. Yani Ebu Cehil’ in bedeni de Müslümandı. Ebu Cehil, tercihi ile müşrikleşti. Ona verilen çok cüz’i bir şey vardı. O,tercihini kötü yönde kullandı. Evren teslim olandı, varlık teslim olandı, benden teslim olandı. Ruhsal dünyamızdaki donanımlarda teslim olandı. Bizden istenilen, teslim etmemiz gereken tek bir şey vardı. O da yalnızca cüz’i irade idi. İnansın ya da inanmasın bütün insanların vücudu Müslümandır. Bütün kainat, Cenabı Allah’ın koyduğu kanunlar çerçevesinde faaliyette bulunduğu için ve bu çerçevede hayatını sürdürdüğü için Müslümandır. İnsan ve cinler gibi irade sahibi varlıkların dışında kalan bütün kainat bir olan Allah’a böyle bir teslimiyet gösteriyor. Bütün kainat tamamen bir düzen içerisindedir. Şimdi insanlara ve cinlere düşen görev, hayatlarını kendileri ile ilgili ilahi hükümlere yani İslam’a göre düzenleyerek bu düzene kendi iradeleriyle katılmalarıdır. Bunları yaptıkları takdirde hem kendi hayatlarında hem de çevreleri ile olan münasebetlerinde, yani içtima-i hayatlarında bir bozulma bir fesat olmayacak; ahenk olacak, barış olacak, sükut olacak, sulh olacak.

İslam’a bu manada baktığımız zaman, İslam esenlik demektir. Barış demektir, mutluluk demektir. Neden bunları konuşuyoruz? Doğan her çocuk islam fıtratı üzerine doğar. Herkes diyor ki: Müslüman olarak doğar. Her doğan çocuk Müslüman olarak doğar demek “Türkiye’nin belli bir kısmında doğan çocuk” anlamında değil. “Doğan her çocuk Müslüman doğar.” cümlesini şimdi anlıyor muyuz?

Mustafa BİRGİN: O zaman şunu mu anlıyoruz hocam? Bir bebek doğduğu zaman, henüz tercih edebilme özelliği belirgin olmadığı için ya da henüz o özelliğini kullanamıyor olduğu için, bütün sahip olduğu donanım zaten teslimiyet içerisindedir. Bu doğru mudur?

Sefer YEŞİL: Kesinlikle öyle Yani şu an ağaç ne ise İngiltere’de doğan bir çocuk da o’dur. Neden? Tercih edebilme özelliğini kullanma farkındalığı gelişmediği için çocuk teslimiyetini bozamaz. Yani evrende fesat çıkarabilecek, problem çıkarabilecek bir yapı ortaya koyamadığı için Müslümandır ve İslam’a teslim olmuştur. Doğan her çocuk sıfırdır, tertemizdir. Her ülkenin çocuğu böyledir. Sonra ne olur? Anne ve babası ona İslam’ı, yani bu teslimiyetini sürdürebilecek bilgiyi verir. Çocuk bu bilgiyi edinmediği zaman da İslam Sistemi içerisinde Müslüman olarak yaşayabilme bilgisini edinmediği için teslimiyetini bozar.

Mustafa BİRGİN: Tercihleri değişmeye başlar.

Sefer YEŞİL: Tercihleri, kendi fıtratını bozmaya yönelik olduğu zaman Allah uyarıyor zaten. Allah’ın ayet olarak bize bildirdiği Kur’anda bize sunduğu ayetler Allah’ın kendisi için istediği bir şey değil ki. ‘’Kişi ameli ile cennete gidemez’’ diyor. Yani Allah korusun yeryüzü fesada uğrasa, herkes şirk içinde olsa, kaos ortamı olsa biz Allah’a nasıl bir zarar verebiliriz ki haşa ve kella. Dört yüz milyar galaksi şu an ki teknik donanımlarla ulaştığımız ve hesap ettiğimiz bu kadar… Bunun daha da geniş olduğunu düşünün, dünya bunun içinde gözükmüyor. Sen küçücük bir yuvarlak su topunun içerisinde fesat çıkarıyorsun, kavga çıkarıyorsun. Ateş, barut, duman… Kime zarar veriyorsun, Allah’a mı zarar vereceksin? Haşa ve kella Allah’a nasıl bir zarar verebilirsin ki? Sen çıkardığın her fesatla tabiata yaptığın her türlü yatırımla geri dönüşümü alıyorsun zaten. O yüzden Allah ayetleriyle bize diyor ki: ‘’ Ben yeryüzünü İslam içerisinde yarattım. Sizin bu İslam sistemi içerisinde teslimiyetinizi bozmadan Müslüman olarak yaşayabilmeniz, benim size sunduğum ayetlerimle yaşayabilmenizle mümkün.”

Yani Allah kendisi için bir şey istemiyor. Herkes tevhid ehli olsa, secde den başımızı kaldırmasak ne olur, Allah’a nasıl bir artı sağlayabiliriz? Yani ister tevhid ehli ol ister şirk ehli ol, sen fıtratına ters düştüğün için Müslüman bir bedende yanlış bir tercih yaptığı için müşrik olursun. İşte Peygamber efendimiz bir hadisinde, anne ve babalara diyor ki: “Çocuğunuza ilk öğreteceğiniz şey La ilahe illallah olsun.”

Mustafa BİRGİN: Hocam çok teşekkür ediyoruz. Yavaş yavaş toparlayın isterseniz. Yeni bir bölüm yapalım o bölümde de kaldığımız yerden devam edelim, çünkü çok uzun olsun istemiyoruz.

Sefer YEŞİL: Mustafa hocam buraya kadarki söylediklerimi toparlamam gerekirse: Yeryüzünün dahil olduğu, yeryüzünün içinde bulunduğu, varlığını sürdürdüğü din İslam dinidir. Yeryüzü teslimiyettedir. Yaratılan her varlık abddir. Her şey teslim olandır ve her şey Müslüman’dır. İnsanın da Müslümanlığını sürdürebilmesi, tercihini ancak Allah’ın “tercih et” dedikleriyle birlemesine bağlıdır.