ilke-kural-dustur-prensip-kaide-nizam-yasali-dusunmek

YARATMADA YASALAR-YAŞATMADA YASALAR-YÖNETMEDE YASALAR

Evreni şöyle bir gözlemlediğimizde karşımıza muhteşem bir nizam ve intizam çıkacaktır. Bedeninizi incelediğinizde aynı düzen ve intizamı göreceksiniz. Evren ve insan arasındaki koparılamaz bağları kuran ve bize de fark ettirmeye çalışan kitabımız Kuranda da aynı düzen ve intizamı görmek mümkündür. Evrendeki yaratılış da müthiş bir yasalar bütünü vardır. Öyle güzel yasalar üzerine kurulmuştur ki evren yasasız işleyen bir tek madde bile yoktur. Her şey bir yasa ile yaratılmıştır. Bu yalnızca yaratılışa ait bir özellik değildir. Bu yaratılmış olan varlığın yaşamını devam ettirebilmesi de yasalara bağlanmıştır. Yani yaratılış yasalarla ve yaşatılış ta yasalarla olmaktadır.

Kendimizden örnek verecek olursak. Bir insanın yaratılması için önce bir kadın ve erkeğin şartlarına uygun bir şekilde birleşmesi gerekiyor. Daha sonra bu birleşmenin sonucu belli kurallara uyularak belli bir süre (9 ay) geçmesi ve sağlıklı şartların sağlanması gerekiyor. Bu yaratmadaki yasaya uyulduktan sonra ikinci aşama olan yaşatmadaki yasalar devreye giriyor. Çocuk anne rahminden dünya geliyor. Daha sonra onun sağlıklı yaşaya bilmesi için temiz bir havadan tutunda oda sıcaklığına oradan aldığı besinlere kadar hepsi bir yaşama yasası olarak devam edip gidiyor. Bu yasalar evrendeki her varlık için geçerlidir.

Bir çekirdeğin ağaç olmasından, bir kuzunun koyun olmasına kadar her varlık bir yasalar bütünü içerisinde varlığını devam ettirebiliyor. Evet, gelelim işin en can alıcı noktasına. Bir de yönetmede yasalar vardır. Yaratılış ve yaşatılışta olduğu gibi yönetmede de işleyen yasaların olması gerekmektedir. Yalnız burada karşımıza farklı bir durum çıkıyor. Yaratılışta varlık iki şekilde yaratılıyor. Bir cüz-i irade sahibi varlıklar, iki cüz-i iradesiz varlıklar. İnsanların dışındaki yaratılanların tümü iradesiz yani programlı varlıklardır. Hiç bir şekilde programlarının dışına çıkamazlar. Zaten çıkmak isteme gibi bir lüksleri de yoktur. O yüzden iradesiz varlıkların yönetimi tamamen programlarını yapanın programından gelir. Ve onlar ne için programlandılarsa o doğrultuda varlıklarını sürdür ve giderler.

İkinci kısım varlıklara yani iradeli varlıklara gelince. Onlarda yaratanlarının vermiş olduğu bir tercih etme bir seçme özelliği vardır. Bu özelliği de iki şekilde kullanabilirler. Ya yaratanlarının tercih et dediği yönde, yâda buna ters bir yönde. Yaratan fıtrat üzere yaratmış ve tercih et dedikleri de hep bu fıtratı koruma doğrultusundadır. Kişi yaratıcısının tercih et dediğini tercih etmezse. Evrene, kurana ve en önemlisi yaratılışına yani kendi özüne ters düşecektir. Çünkü yaratıcının tercih etmemizi istediği şey evrenin tercih ettiği ve Kuranın tercih ettiği şey olduğu için iradeli varlıkların bu yönde tercih yapmaları BİRLENMELERİ demektir. Bu da barış demektir. Huzur demektir. Mutluluk demektir. SULH demektir. Fıtrata ters tercih yapmak dünyada iken cehennemi yaşamaktır.

Fıtrat doğrultusunda seçim yapmak dünyada iken cenneti tatmak demektir. Yaratıcının tercih etmemizi istediği şeyler kendisi için değil yarattıklarının mutluluğu ve huzuru içindir. Yani iradeli varlıkların yönetme noktasında atacağı adımları evrenin kuranın ve kendinin özü olan fıtratı düşünerek atmaları gerekmektedir.

Yönetmede; Yaratılıştaki yasalara ve yaşatılıştaki yasalara uygun yasalar tercih edilmelidir.